{title}
{title}
marmarisyachtmarina
marmarisyachtmarina
{title}
{title}
Altın Kanatlar

Sehit Pilot Yüzbasi Fethi Bey ve Raşidi ÜSteğmen Sadık Bey


Tayyareci Fethi Bey (sol alt) ilk Türk pilotlarındandır. İstanbul Ayazpaşa'da doğmuş, 1907 yılında Bahriye Mektebi'ni bitirmiştir. Mesleğinde ilerlemek için 1911 yılında gittiği İngiltere Bristol Uçak Fabrikası'nda aldığı havacılık eğitiminden dönünce yüzbaşılığa yükseldi. Bir süre İstanbul'da çeşitli gösteri uçuşları gerçekleştirdi. Tayyareci Fethi Bey ve yardımcısı Sadık Bey 8 Şubat 1914'de Muavenet-i Milliye isimli Bleriot XI/B uçağı ile İstanbul-İskenderiye uçuşuna başladılar. Konya, Ulukışla, Adana, Humus ve Şam üzerinden İskenderiye'ye uzanacak bu hava yolculuğunun son etaplarında 3 Mart 1914 tarihinde Şam'ın Taberiye ilçesi Şimiriye bucağı yakınlarında düşerek Türk havacılık tarihinin ilk şehitleri arasında yer aldılar. Mezarı Şam'daki Salahattin Eyyubi Türbesi'ndedir.

Fethi Bey'in hedefine varamadan şehit düşmesi, o günlerde ülke çapında büyük üzüntüye yol açmıştı. Muğla'nın Meğri kasabasına Fethiye adının verilişi Tayyareci Fethi Bey'in ölümünün yarattığı üzüntüden dolayidir. Günümüzde Fethiye'de antik tiyatronun hemen karşısında bulunan parkin içinde Tayyareci şehit Fethi Bey'in 10 m. boyutunda, Dr. Yük. Müh. Alb. Emk. Öğretim Üyesi Ali İlhan Özdilek ve Resim-İş Öğretmeni Onur Uslu tarafından yapılmış bir anıtı bulunmaktadır. Bu anıt, Fethi Bey'in şehit olduğu 28 Şubat 2005 tarihinde açılmıştır. Her yıl bu tarihte, anıtta anma törenleri düzenlenmektedir. İsmi ayrıca yine Fethiye'de bir özel okula verilmiştir (Şehit Fethi Bey İlköğretim Okulu). Behçet Kemal Çağlar, Tayyareci Fethi Bey için şu dizeleri yazmıştır:

                    "Aslan uçtu" diye söylenir methi;
                    Bu kutsal toprağın çocuğu Fethi..
                    Kahrolur darbanla elbet her zaman
                    Olursa bakış yan ve maksat eğri;
                    Bak; Fethiye oldu sayende Meğri,
                    Kartalım! gölgende hürdür bu vatan.


Sehit Pilot Üsttegmen Nuri Bey ve Yüzbaşı İsmail Hakkı Bey


Askerlik mesleğini çok seven Nuri Bey, 1891 yılında İstanbul'da doğdu15 Teşrîn-i sânî 1323 (28 Kasım 1907) tarihinde Mühendishâne-i Berr-i Hümâyun' a (Harp Okulu) girdi 2 Nisan 1326 (15 Nisan 1910) ' da Sahra Topçu Mülâzım-ı sânî (Teğmen) rütbesiyle mezun oldu ve 2 nci Ordu emrine atandı 1909-1910' lu yıllarda Avrupa ordu teşkilatı içerisinde yer alan havacılığın bizdeki başlangıç süreci İtalyanların Trablusgarp'a saldırdığı döneme rastlar Dönemin Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa'nın emriyle Kurmay Yarbay Süreyya Bey başkanlığında, Fennî Kıt'alar ve Müstahkem Mevkîler Umum Müfetttişliğine bağlı "Tayyarecilik Komisyonu" kurulmuştur Bu komisyon uçak satın alımı ve pilot yetiştirilmesi amacıyla yetenekli ve yabancı dil bilen subayların Avrupa' ya gönderilmesiyle işe başlamıştır REP uçak fabrikasıyla yapılan anlaşma gereğince sekiz subayımız, Fransa'daki "Bucq Uçuş Okulu"na gönderilmişlerdi Bu subaylar arasında Nuri Bey' de bulunmaktaydı

1 Nisan 1912 günü Bucq Uçuş Okulu' na giden genç subaylar arasında Yüzbaşı Refik Bey ve Teğmen Nuri Bey, yetenekleri ile hemen kendilerini göstermişlerdir Bu iki yetenekli subay, 22 Haziran 1912' de pilot olarak bu okuldan mezun oldu Nuri Bey pilot olarak yurda döndükten sonra, Yeşilköy Tayyare Mektebi' nde uçuş eğitimine ve tecrübesine devam etti Bu uçuşlar sırasında bir defa Hadımköy, iki defa da İstanbul üzerinde 1500 metre yüksekliğe kadar çıktı Bu uçuşlardaki başarısı nedeniyle kendisine Harbiye Nezareti Fennî Kıt'alar ve Müstahkem Mevkîler Umum Müfettişliği tarafından 26 Aralık 1912 tarihinde bir başarı belgesi verildi Fransız İhtilali ile dünyaya yayılan milliyetçilik hareketleri Osmanlı İmparatorluğunun teb'ası olan ulusları da etkilemekteydi İmparatorluğun gittikçe zayıflamasını fırsat bilen devletlerin kışkırtmalarıyla 30 Eylül 1912 ' de Balkan devletleri seferberliklerini ilan ederek 16 Ekim 1912 sabahı Osmanlı topraklarına saldırdı Teğmen Nuri Bey, savaşın çıkmasından beş gün önce Yüzbaşı Fesa, Üsteğmen Fethi ve Teğmen Abdullah ile birlikte Garp Ordusu emrine atanmıştı Selanik' e gelmiş olan uçaklar buradan müfreze halinde Köprülü' ye gönderildi Yunanlılar' ın Selanik' e yaklaşması üzerine burada bulunan uçaklar yakıldı ve tayyarecilerimiz Mısırlı Prens Ömer Paşa'nın gönderdiği bir gemiye kıyafet değiştirerek gizlice binmeyi başardı Bu şekilde Yüzbaşı Fesa ve Teğmen Nuri Bey' ler İstanbul' a geldi Havacılığın gittikçe önem kazanması üzerine genç ve yetenekli subayları havacılığa teşvik etmek amacıyla havada en az bir saat kalabilecek tayyareciye 5000 kuruşluk ödül verilmesi kararlaştırıldı Bu ödülü ilk defa alan, İstanbul ve Çatalca üzerinde bir kaç kez bir saatten fazla uçan Teğmen Nuri Bey oldu Selanik'ten kaçmayı başaran pilotlara elde kalan uçaklar taksim edilmiş, Nuri Bey' e ise REP uçağı verilmiştir Osmanlı Ordusu Trakya' yı kurtarmak için ilerledikçe uçaklarımız da ordunun harekat rotasını takip etti ve önemli keşiflerde bulundu Nuri Bey, "Prens Celaleddin" isimli uçağıyla başarılı uçuşlar yapmış ve kendisine verilen keşif görevlerini de başarıyla yerine getirmiştir

Avrupa' da hızla gelişen havacılık Türkiye' de de yakından izlenmekteydi Bu konudaki çalışmalar Türk havacılığının gelişmesini ve verimli sonuçlar alınmasını sağlamaktaydı Bu gelişimin yaşandığı sıralarda bir Fransız uçağı İstanbul' a uğra***** Türkiye üzerinden Mısır' a geçecekti Dönemin Genelkurmay Başkanlığı, Fransız havacıları karşılamak üzere Edirne Uçak Müfrezesi' nden Pilot teğmen Nuri Bey ile Kırklareli Müfrezesi' nden Pilot Yüzbaşı Salim' i İstanbul' a çağırdı Üsteğmen Nuri Bey, Edirne-İstanbul arasındaki 240 kilometrelik hava yolunu hiç bir yere inmeden bir defada geçebilmek için Râsıd'ı Teğmen Hami Bey ile birlikte havalanmışlar ve 24 Ekim 1913 günü sabahı kalkış yapmışlardır Kalkıştan itibaren kalın bir sis tabakasının içine girerek sis yoğunluğundan kurtulmak için 800 metreye kadar tırmanmışlar, Çorlu' ya geldikleri zaman sis daha da yoğunlaşmış ve yedi pistonlu olan uçağın motorunun bir pistonunun bozulmasına rağmen, tüm bu zorlukları aşarak Safraköy' e inmeyi başarmışlardır Bu Edirne - Babaeski - Çorlu - Çatalca üzerinden Yeşilköy'e kadar yapılan uçuş, havacılık tarihinde yapılan ilk uzun mesafe uçuş olmuş ve Nuri Bey 10 altınla ödüllendirilmiştir.

İstanbul - Kahire arasında yapılan uçuşun Türk havacılık tarihinde önemli bir yeri vardır Bu uğurda bir çok şehit verilmiştir Balkan savaşının acı hatıralarının silinmesi ve Fransız havacılarının yarattığı hayranlığın Türk pilotlarına çevrilmesi amacıyla Harbiye Nazırı Enver Paşa, iki uçaklık bir filonun Kahire' ye gitmesini kararlaştırdı Bu uzun uçuş bir takım aşamalara ayrılmış, uçakların inecekleri alanlar önceden hazırlanarak, yakıt ikmal noktaları Konya ve Halep olarak belirlenmiştir Bu yolculuğa Pilot Fethi ve Nuri Bey' ler seçilmiştir Rasıt olarak Fethi Bey' e Sadık Bey, Nuri Bey' e de Yüzbaşı İsmail Hakkı Bey refakat etmek üzere görevlendirilmiştir Bu tarihî yolculuk, 8 Şubat 1914 günü yağmurlu bir havada başladı Nuri Bey, 0910' da İstanbul' dan havalandı Havanın gittikçe kötüleşmesi üzerine Bursa üzerinden geriye döndü ve Yeşilköy' e indi Öğleden sonra sisin dağılması üzerine yeniden havalanmış ve Karamürsel üzerindeyken motor arızalandığı için İznik' e inmek zorunda kalmıştır Arızanın giderilmesinden sonra İznik' ten hareket ederek Lefke' ye geldi Burada kendisine Bilecik ve Eskişehir postaları verildi Böylece Türkiye' de ilk posta uçuşu Nuri Bey idaresindeki uçuşla gerçekleştirilmiştir Diğer uçakla hareket eden Fethi Bey, 12 Şubat' ta Adana' ya inerken aynı gün Nuri Bey' de Eskişehir' e geldi14 Şubatta Eskişehir' den hareket eden teğmen Nuri Bey, yoğun sis nedeniyle uçağın rotasını Bolvadin' e yönlendirmiş ve buraya inerek bir süre bekledikten sonra Akşehir' e ulaşmıştır 15 Şubatta Akşehir' den hareketle motor arızası nedeniyle Osmaniye' ye ve yine hava muhaleteti nedeniyle buradan da Karakaya köyüne inmek zorunda kalmış ve 17 Şubatta Konya' ya gelebilmiştir Yolculuğun en zor bölümüne gelinmişti 18 Şubat günü Konya' dan havalanan Nuri Bey, Karaman'ı geçip Toros eteklerine gelince ters rüzgarlar nedeniyle yükselemediği için Karaman' a dönmek zorunda kaldı Uçağın rasıtla beraber Toroslar' ı aşmasının mümkün olamayacağı anlaşılınca Nuri Bey, 19 Şubat' ta Karaman' dan hareket ederken; Rasıt Yüzbaşı İsmail Hakkı Bey, trenle Tarsus' a gitmek zorunda kalmıştır

Bu defa Toroslar' ı aşmak mümkün olmuş ve iki arkadaş Tarsus' ta buluşarak 22 Şubat günü yaptıkları uçuşla Adana' ya ulaşmışlardır Yolculuğun en zor kısmı aşılmış ama aksiliklerin önü bir türlü alınamamıştı 21 Şubat'ta Adana'dan hareketlerinden kısa bir süre sonra buji arızasından dolayı Misis' e inmişler, 22 Şubat'ta Misis' ten ayrılarak ancak 23 Şubat' ta Halep' e ulaşabilmişlerdir Bu tarihî uçuşun diğer kahramanı Fethi Bey, 24 Şubat 1914' de Şam' a varmış ve 27 Şubat günü Fethi Bey ve Rasıdı Sadık Bey, Şam' dan Kudüs' e doğru hareket etmiştir Ancak Şam yakınlarındaki Taberiye Gölü civarındaki Cehennem Vadisi' nde düşerek şehit olmuşlardır Bu elim kazanın olduğu gün, Nuri Bey' de Şam' a gelmiş ve çok sevdiği arkadaşlarının cenazeleriyle karşılaşmıştır İlk plan gereğince Nuri Bey' in Kudüs ve El Ariş üzerinden Kahire' ye uçması gerekiyordu Ancak İstanbul' dan gelen emirle eski rotadan vazgeçerek sahil üzerinden uçuşa devam etmesi istendi Bu emir üzerine Nuri Bey, sahili izleyerek Beyrut' a, oradan da 9 Mart 1914 günü Yafa' ya geldi Artık Mısır' a yaklaşılmış, arada yanız bir aşama kalmıştı Hem dinlenmek, hem de uçağın bakımını yapmak amacıyla uçuşa bir gün ara verildi.

11 Mart 1914 günü halk yafa meydanında toplanmış, uçağın havalanacağı anı merak ve heyecanla bekliyordu Bu sıralarda Mısır hükümeti de Nil kıyılarına gelecek olan Türk uçağını karşılamak için büyük bir hazırlık yapıyordu Yafa'dan uçulacağı gün, rüzgar denize doğru karadan esiyordu Bu durumda rüzgarı önden alabilmek için dağlara doğru kalkmak gerekiyordu Meydanın konumu gereği ancak denize doğru kalkış yapılabilirdi Bu durumda rüzgarın deniz yönüne doğru eseceği ana kadar beklemek gerekiyordu Bu bekleyiş belki de bir kaç gün sürecekti Bu ise, planlı ve programlı ve son aşamasına gelmiş tarihî uçuşa gölge düşürebilecekti Nuri Bey, rüzgarı arkasına alarak alanda toplanmış olan halkın coşkun tezahüratlarıyla birlikte kalkış yaptı Yerden kesildikten sonra bir süre deniz seviyesine yakın olarak uçtu Uçağın yükselmediğini gören Nuri Bey, yavaşça dönüş yapmak suretiyle rüzgarı önden almak istedi Bu dönüş uçağın hızını daha da düşürdü Zaten sürati yeterli olmayan uçak, bu durumda havada tutunamadı ve denize düştü Rasıdı İsmail Hakkı Bey, yüzme bilmediği için uçağın üzerine çıktı Nuri Bey, üzerindeki deri elbiseleri ile sahile doğru yüzmeye başladı Suda daha da ağırlaşan elbiseleri ile bir süre yüzdükten sonra yoruldu ve uçağa geri dönmek zorunda kaldı Bu dönüş sırasında son gücünü de harcadı ve çok su yuttu İsmail Hakkı Bey, batmaya başlayan uçağa zorlukla arkadaşını çekebildi Bu sırada uçağa ulaşan kayıklar iki kazazedeyi alarak kıyıya çıkardı Hastaneye kaldırılan Nuri Bey, bütün çabalara rağmen kurtarılamadı Kendi grubunda ilk bröveyi alan, ilk kez 1500 metre yüksekliğe çıkan, Türk havacılık tarihinde 240 kilometrelik mesafeyi tek uçuşla ilk kez aşan ve bir çok ödüllerin sahibi olan kahraman havacımız Nuri Bey, ne yazık ki İstanbul-Kahire uçuşunu tamamlamaya bir etap kalmışken 11 Mart 1914 günü şehit oldu ve adını Türk tarihine altın harflerle yazdırdı Bu yolda şehit olan Nuri Bey Şam' da yatan arkadaşları Fethi ve Sadık Bey'lerin yanına defnedildi.

 

 

2. Dünya Savaşı Sırasında Şehit Düşen TÜRK Pilotlar


Bilindiği gibi, Türkiye 2. Dünya Savaşı'na katılmadı. Ancak, Türk Hava Kuvvetlerinin elinde İngiliz yapımı uçaklar bulunmaktaydı. Türkiye, İngiltere'den bu uçakların eğitimini verecek pilotlar istediyse de, İngiltere savaşın en kızışmış dönemi olması nedeniyle bu isteği geri çevirdi. Bu durumda Türkiye, İngiltere'ye eğitim için pilotlar göndermek zorunda kaldı. 

Bu Türk pilotları, diğer İngiliz uyruklu pilot adayları gibi, İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetleri armalı, fakat silahsız uçaklarla uçuş eğitimi almaktaydılar. Ne yazık ki bu öğrenci pilotlar bazen Alman avcı uçakları ile karşılaşıyorladı ve tabii ki onların karşısında hiç şansları yoktu. 1942-1944 yılları arasında tam 12 Türk pilotu bu şekilde şehit oldu. Şehit pilotlarımız İngiltere'deki Brookwood askeri mezarlığında İngiliz arkadaşlarıyla birlikte yatmaktalar. ( M. Reşit Nalbantoğlu hariç. Onun mezarı ise Eskişehir'de). Şehit pilotlarımızın listesi aşağıdadır. 

Şehit pilotlarımızı, arkadaşlarını ve 2. Dünya Savaşı'nda yaşamını yitiren tüm pilotları saygıyla anıyoruz.. 

M. Reşit Nalbantoğlu Hava Pilot Teğmen 16. Ağustos . 1942 Oxford 
Nizamettin Şengün Hava Pilot Teğmen 18. Eylül . 1942 Kayıtlarda bulunamadı 
Ali Aksu Hava Pilot Teğmen 
Saim Parlak Hava Pilot Teğmen 
Esay Şaşmaz Hava Pilot Teğmen 
Hakkı Akarçay Hava Pilot Teğmen 
Ömer Sümercan Hava Pilot Teğmen 
Kemal Gülçeken Hava Pilot Teğmen 
Mustafa Kemal Görez Hava Pilot Teğmen 
Fethi Nejat Ang Hava Pilot Teğmen 
Emin Dönmez Hava Pilot Teğmen 
M. Hüdai Toros Hava Pilot Teğmen



Tayyareci Mithat Bey


Tayyareci Mithat Bey, Türk Havacılık Teşkilatı'nın ilk pilotları arasında yer almış, dönemin ahşap tayyarelerinde cepheden cepheye uçarak savaşmış eski bir 'şahin'.

Makineli tüfek ateşiyle delik deşik olmuş camlardan içeriye sulu sepken bir kar dolarken, fosfor kırmızısı ve bor yeşili mermiler simsiyah gökte ışıldamaya başladılar. İniş için levyeyi biraz öne itti ama aslında ne kadar yükseklikte uçtuğunu, alçalmanın mı yoksa yükselmenin mi daha iyi olacağını kestiremiyordu. Bütün bildiği, karanlık bir ova üzerinde körlemesine bir gece uçuşu yaptığıydı. Uçaksavar taretlerinin ateşi, karanlık gökyüzünü bıçak gibi kesmeye başladı. Birkaç bombayı atmış ve o günkü görevini tamamlamıştı. Yakıtı bitmeye başlayan motorun boğuk hırıltıları artarken, sol kanadın üstüne yüklendi ve iyice yıpranmış flapları zorlayıp inişe geçti. Gaz lambalarının ölgün ışıklarıyla sözüm ona aydınlatılmış iniş alanına doğru süzülürken, aklı hâlâ biraz önce bıraktığı gökyüzündeki çatışmadaydı.

Tayyareci Mithat Bey, ilk havacılarımız arasında yer alan ama artık adı unutulmuş kahramanlardan birisi. Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerinde yapılanmaya başlayan Türk Havacılık Teşkilatı'nın ilk pilotları arasında yer almış, dönemin bez kaplı ahşap tayyarelerinde cepheden cepheye uçarak büyük yararlılıklar göstermiş, Almanya'da havacılık tarihinin efsanevi isimlerinden 'Kızıl Baron' lâkaplı pilot Freiherr Mansfred Von Richthofen'in eskadronunda uçmuş bir havacı. Kıbrıs semaları üzerinde uçan ilk Türk pilotu, Milli Mücadele yıllarında genç pilotlar yetiştiren bir eğitimci ve Türkçe olarak yayımlanan ilk uçuş kitabının yazarı.
TOPÇULUKTAN HAVACILIĞA
1889 yılında İstanbul'da dünyaya gelen Mithat Nuri Bey, 1911 yılında Mühendishane-i Berri Hûmayun Mektebi'nden teğmen olarak mezun oldu. Sultan Mehmet Reşat tarafından 'Liyakat Madalyası'yla ödüllendirildikten sonra da Paris'e Topçu Okulu'na gönderildi. Ancak, 1911 yılında Osmanlı Hava Kuvvetleri'nin kuruluş çalışmaları sırasında Paris'e gelen Havacılık Teşkilatı Komisyon Başkanı Süreyya Bey tarafından sınıfı değiştirildi ve Paris'teki 'École Aéronautique' Havacılık Okulu'na gönderildi. 1912'de bu okulu bitirdi. Birinci Dünya Savaşı başlayınca, Osmanlı Devleti'nin müttefiki Almanya'ya geçerek, Prusya Kraliyet Hava Kuvvetleri'nde görev aldı.
BAŞARILI PİLOTLAR YETİŞTİRDİ
Tayyareci Mithat Bey, Birinci Dünya Savaşı sonrası İstanbul'a döndüğünde, Ayastefanos (Yeşilköy) Tayyare Mektebi'nde eğitmen olarak görev aldı. Burada, sonradan Kurtuluş Savaşı sırasında büyük yararlılıklar gösterecek gözü pek, başarılı genç pilotlar yetiştirdi. Uçuş öğretmenliği yaptığı dönemlerde Mithat Bey, Türk havacılık tarihindeki ilk Türkçe teknik uçuculuk kitabı olan 'Vasıta-i Tayyare'yi yazıp yayımladı. Havacılık yaşamı boyunca iki üç önemli kaza geçirdi ve bunlardan biri bu yıllarda meydana geldi.

Başından geçenleri kendisi notlarında şöyle anlattı: "...Yeşilköy Uçuş Okulu'nda öğretmenim… Onarımdan çıkmış bir talim uçağının deneme uçuşunu yapıyorum. Bu uçaklar az yükseliyor ve denge itibarı ile çok hassaslar. Ancak bir saat kadar havada kalınabiliyor. Meydan üzerinde uçuş yaparken, nasıl olduysa vidaları iyi takılmamış olan sandalyenin arka kısmı fırladı gitti. Aman Tanrım! Birden arka üstü düştüm. Bu durumda istikamet dümenlerini kullanmaya imkân yoktu. Uçak dengesini kaybederek bir ağaç yaprağının düşmesi gibi, sallana sallana kaydı ve yere adeta oturdu. İniş takımları kırılmıştı. Yere çarptığı anda fırladım. Havada taklalar atarak on metre kadar ileriye düştüm. Oysa tayyarecilikte kaza geçirmemek asıldır. Bu böyle olmakla beraber zaman zaman kazalar olur. Benim de defalarca başımdan geçmiştir..."

BİR SAVAŞ PİLOTU
Tayyareci Mithat Bey'in pilot yetiştirme dönemi pek uzun sürmedi. Osmanlı Devleti'nin savaşlarından biri daha başlamıştı. Arabistan topraklarındaki savaş iyice kızışınca, Mithat Bey Tayyare Mektebi'ndeki görevinden alınarak apar topar güney cephesine gönderildi. Kendi anlatımıyla: "Tanrıya emanet, defalarca kalbura dönüp, birçok yerinden tamir görmüş dört adet Foker'le, İngilizler'in her biri dörder uçaktan oluşan filolarına karşı savaştık". Bir keresinde Suriye cephesinde savaşırken uçağı düşürüldü ve kısa bir dönem için Araplara sığındı. Bir başka defasında da, Mersin semalarında uçarken, İngiliz uçağı zannedilip Türk bataryaları tarafından ateş açılarak alaşağı edildi, yaralı olarak kurtuldu. Bir süre Adana Pozantı'da görev yaptı, ardından da tekrar İstanbul'a dönerek Yeşilköy Tayyare Mektebi'ndeki eski işine başladı.
İKİ KİTAP YAYIMLADI
Sonra karanlık günler geldi. 16 Mart 1920'de İstanbul işgal edildi.

Fransız komutan Franchet d'Esperey kısa bir süre için İstanbul'a geldiğinde, genç Osmanlı üsteğmeni Mithat Bey generalin yaverliğine getirildi. Ardından da bir zamanlar Osmanlı ordusunda fahri binbaşı olarak görev yapmış, ancak işgal döneminde kendi ülkesinin ordusuna geçen De Goys de Mezeyrac'ın İrtibat Subaylığı'na atandı. Mithat Bey birkaç arkadaşıyla beraber İstanbul'dan kaçıp, milli kuvvetlere katıldı. Ankara'ya ulaştı. Mühendis olduğu için önce Ankara Silah Atölyesi'nde, sonra Eskişehir Demiryolları Fabrikası bünyesinde kurulmuş olan Hafif Silah Tamirhanesi'nde daha sonra da Kayseri Hava Ulaştırma Birliği'nde görev aldı. Kurtuluş Savaşı'nda gösterdiği yararlılıklar nedeniyle İstiklâl Madalyası ile onurlandırıldı. 1926 yılında kendi isteği ile hava kuvvetlerinden ayrılıp Yeşilköy'de, bir Alman havayolunun Türkiye şubesini kurdu. Yeşilköy'de İstanbul Caddesi üzerindeki 71 kapı numaralı yazlık evinin giriş katını, İstanbul İrtibat Bürosu haline dönüştürdü.

Oğlu Şevket Tuncel o yılları kitabında; "Yaz ayları Yeşilköy'deki evimizde geçerdi. Zaman zaman deniz uçakları bize yakın olan limana gelir dururdu. Babam bir gün annemden gizli beni alıp uçağa bindirmişti. Heybeli'ye kadar uçarak orada Çam Limanı'na inip tekrar geri dönmüştük" diye yazdı. 1940'larda 'Uçmak İstersen' adlı ikinci kitabını yayımlayan Tayyareci Mithat Bey, 1971 yılının Haziran ayında 82 yaşında vefat etti. Karacaahmet Mezarlığı'na defnedildi. Bugün Yeşilköy'de Havacılık Müzesi'nin salonlarından birinde ona ayrılmış bir vitrinde, bu kahramanla ilgili belge, fotoğraflar ile onun yayımlamış olduğu kitaplar sergileniyor. Ziyaretçiler de Türk havacılık tarihinin bu en eski 'şahini'ni tanımaktan gurur duyuyorlar.

SAVMİ UÇAN

Kurtuluş Savaşı sırasında İstanbul'dan parça parça kaçırılarak Amasra'ya getirilen uçağı monte edip hizmete sokan ilk Türk donanma pilotu. İzmir'in işgali üzerine, üç pilot arkadaşıyla Üsküdar'dan Bilecik'e kadar yürüyüp Kuvayı Milliye'ye katılan Savmi Bey, İzmir cephesinde donanma pilotu olarak görev aldı. Kurtuluş Savaşı sırasında Rusya'dan gelen silahları, bozuk bir taka ve bir deniz uçağı ile Anadolu'ya taşıdı.

Kurtuluş savaşı sırasında türk ordusunun elindeki uçakları çalışır hale getirmek için görevlendirildiği konya'da, bir uçağın bakımını yaparken pervanenin aniden çalışması sonucu kolu ve bacağı kırılmış, uzun süre uçamayacağı için de trabzon'daki donanmada görevlendirilmiştir. trabzon'dayken bakımını yaptırdığı eski bir gemi ile rusya'ya gitmiş, ve milli mücadele için silah ve altın taşımıştır. ayrıca, 1926 yılında almanya'dan satın alınan iki ağır bombardıman uçağını denemek için görevlendirilmiş ve meşhur kiel köprüsünün altından uağı ile geçmiştir. bu olay o zaman tüm dünyada geniş yer bulmuş ve akrobasi pilotluğunun önemli adımlarından biri olarak tarihe geçmiştir.


ÇANAKKALE VE KURTULUŞ SAVAŞINDA "EDREMİT TAYYARESİ"

Edremit Tayyaresi 17 Mart 1915 sabahı saat 07.00'de pilotu Teğmen Cemal Efendi, rutin keşif uçuşlarından birine çıkar ve Boğaz'ı dikkatle tarar. Bir gece önce döşenen Türk mayın hatlarından bir tek iz bile bulamaz tüm mayınlar İngiliz gemileri tarafından toplanmıştır. Edremit Tayyaresi pilotu hemen Çanakkale'ye iner ve Çanakkale Müstahkem Mevkii Komutanı Atatürk'ün de Harbiye'den hocası olan Amiral Cevad Paşa'ya (Cevad Çobanlı) tarihin akışını değiştirecek yani Türkiye Cumhuriyetinin temellerinin de atılmasını tetikleyen tarihi raporunu verir.
Bu rapor üzerine o gece Nusret Mayın Gemisi, Çanakkale Savaşına son veren o önemli ve düşmanın hiç beklemediği ve Osmanlının elinde kalan son 26 Mayını boğaza döşer.
Edremit Tayyaresi pilotu Cemal Beyin raporu ve Nusret Mayın gemisinin saldırıdan bir gece önce döşediği Osmanlı'nın elinde kalan son 26 mayın Çanakkale Savaşına nasıl yön verirken, bir devri kapatıp yeni bir devri açıyordu.

Tayyaresini' niçin anmıyoruz?...diye tekrar soruyorum...

Edremitliler, Edremit Sivil Toplum kuruluşları, merkezi ve yerel yönetimler bu konuya sahip çıkmalı ve gereğini yapmalıdır.

Haydi… Biraz gayret… Yerel Tarihimizle gurur duyacağımız bir 'Edremit Tayyaresi'ne sahibiz. Edremitliler olarak bu tarihi değiştiren gerçeğe yani 'Edremit Tayyaresi'ne sahip çıkılmasını bekliyoruz…
'EDREMİT TAYYARESİ' VE EDREMİT'İN ALTIN KANATLARI
14 Mart 1913 tarihinde İstanbul-Paris seyahatini yapan Bleriot marka Ertuğrul Tayyaresi Kuçükkuyu – Altınoluk'ta düşer ve parçalanır.

Edremit Belediye Başkanı Yazıcızade İsmail hakkı Bey o gün iki pilota, düşen tayyarenin yenisinin alınıp kendilerine teslim edileceği sözünü verir ve tarihte ilk kez bir ilçe Osmanlı Ordusuna tayyare alırken, alınan tayyareye birinci ' Edremit Tayyaresi' adı uçuş tarihimize yazılır.

Bu tayyareden sonra da toplam 7 tayyare alınıp orduya toplam 8 ' Edremit Tayyaresi' bağışlanır.
Çanakkale Savaşı başlayınca Kuçükkuyu – Altınoluk arasında düşen uçağın parçaları toplanıp Yeşilköy'deki fabrikada tamir etmiş ve Çanakkale'ye savaşmak üzere Gelibolu'ya yollanır. Eski adına Ertuğrul olan bu tayyareye yine ' Edremit Tayyaresi' adı verilir ve bu tarihteki 9. Edremit Tayyaresidir.

Edremit Tayyaresi pilotu da Çanakkale Savaşında büyük yararlıklar gösteren Teğmen Cemal Bey'dir.
Edremitlilerin Osmanlı ve Türk Ordusuna aldığı 8 savaş tayyaresinden sonra bu '9. Edremit Tayyaresi' olarak tarihe geçer.

Emperyalizme geçit vermeyen ve binlerce şehit ve gazi veren bölgemizde ülkemiz kaderini değiştiren tarihi kahramanlarımızı ve önemini bilmek bize gurur verir ancak önemli tarihi gerçekleri de göz ardı edemeyiz. Tarih bir gün bunun hesabını Edremitlilere soracaktır…

18 Mart Çanakkale Zaferi Kutlama ve Şehitler Haftası nedeniyle 93. yılını kutladığımız Çanakkale Savaşlarına son verdiren Havran'ın Kahramanı Topçu Onbaşı Kocaseyit'i anarken Çanakkale Savaşında çok etkili olmuş 'Edremit Tayyaresini' ve zamana etkilerini niçin anmıyoruz?

Edremit ve Havran'ın Çanakkale Savaşlarının sonucuna etki eden kahramanlıklarını artık tüm halkımız bilmeli ve bu konuda bilinçlenmesi önemli bir konu olarak değerlendirirken 'Edremit Tayyaresini'de kutlama programı içine alıp gelecek nesillere aktarmak tarihi görevimiz olmalıdır.

Sivrihisarlılar aldıkları tek tayyare için İzmir-Eskişehir ve Ankara yol kavşağında 'Sivrihisar Tayyaresi'nin anıtını yaptılar.

Tarihinde 8 tayyare alıp ordusuna bağışlayan 9. Edremit Tayyaresi ile Çanakkale savaşının seyrini değiştiren ve son verdiren Edremit Tayyaresinin anıtını yapıp ülkemize ve dünyaya tanıtımını Edremitliler niçin yapamıyor?...
İSTİKLAL SAVAŞINDA'DA EDREMİT TAYYARESİ VAR

1 adet Rumpler (adı Fethi), pilotu Üsteğmen Şakir. 2 adet Bleriot (adları Edremit, Tank bin Ziyad) pilotları Üsteğmen Salim, Yüzbaşı Fesa Bey 1 adet Deperdessin (adı Osmanlı), Üsteğmen M. Ali (Mektep tayyaresidir, fakat askeri hizmete alındı). 2 adet Nieuport Deniz (Birinin adı Mahmud Şevket Paşa)


BİR AVUÇ TAYYARECİNİN DESTANI

Bir avuç tayyarecinin destanı Kurtuluş Savaşı’nda ilk pilot şehidimizi, Konya’da gericilere karşı verdiğimizi biliyor musunuz? İşte size film gibi gerçek bir öykü.

7 Haziran 1920. İstanbul-Maltepe Tren Garı. Saat: 01.30 Yolcularını bırakan tren gardan ayrıldı. Trenden inen birkaç yolcu alelacele gecenin karanlığında kayboldu. İstasyon tenhalaştı. Sadece iki yolcu gardan ayrılmadı. Nemden ve heyecandan sırılsıklam terlemiş Pilot Vecihi ve Pilot Rıdvan, istasyonun loş kısmına geçtiler. Beklemeye başladılar. Sabırsızdılar. Kısa bir süre sonra Başmakinist Eşref göründü; telaşla, "Şakir ve eşi Müzeyyen az ileride bekliyor. Ancak Şakir bir buhran içinde, uçamayacak gibi görünüyor" dedi. Canları sıkıldı. Üstelik eşini de getirmişti! Bu arada diğer pilot arkadaşları göründü: Pilot İsmail Zeki, Pilot Kazım, Pilot Bezmi. Ekip bir iki eksikle tamamlandı.

Diğer arkadaşlarını bekleyecek zamanları yoktu. Harekete geçtiler. Osmanlı’nın bu genç pilotları, İngiliz işgali altındaki İstanbul’dan, Anadolu’daki Mustafa Kemal taraftarlarına tayyare kaçıracaklardı. Son durumu gözden geçirdiler. Uçabilecek halde sağlam üç tayyare vardı. İsmail Zeki Fokker’i; Kazım Albatros’u; Vecihi yanına alacağı Müzeyyen Hanım ve Eşref ile birlikte keşif tayyaresi kullanacaktı. Üçü de Birinci Dünya Savaşı’na pilot olarak katılmıştı. Bezmi, Şakir ve Rıdvan’ın kullanacağı tayyareler uçacak gibi değildi. Onlar, Maltepe’deki diğer uçuş görevlileriyle buluşup karayoluyla gideceklerdi Anadolu’ya. Tam o sırada, uzaktan çoğunluğu Hintli olan İngiliz kuvvetleri göründü. Pilotlar kararlıydı; tayyareleri kaçıracaklardı.

100 TAYYARE
7 ay önce... 8 Kasım 1919. İngilizler, İstanbul-Yeşilköy’deki tayyare istasyonu ve hangarlarının müttefikler tarafından kullanılacağını söyleyerek üç gün içinde boşaltılmasını istedi. Birinci Dünya Savaşı sonunda Osmanlı’nın envanterinde sadece 100 tayyare vardı ve bunun 60’ı Yeşilköy’deydi. İngilizler 45’ini Maltepe’de bir araziye yapılan portatif hangarlara götürdü. Taşıma sırasında da hepsini harap ettiler. Kalan 15’i ise zaten kırık döküktü. 1920 yılına girerken Anadolu’da İstiklal Savaşı’nın başlamak üzere olduğunu İstanbul’daki pilotlar, makinistler de duymuştu. Mondros Antlaşması sonucunda bunların bir kısmının Osmanlı hava kuvvetleriyle ilişkisi kesilmişti. Anadolu’da ulusal güçlere katılmak istiyorlardı. Ama Anadolu’ya giderken boş gitmek de olmazdı hani! Tayyare kaçıracaklardı... İngilizler ise Türklerin tayyare kaçıracaklarını hiç hesap etmemişti. Maltepe’deki hangarlara doğru dürüst nöbetçi koymaya bile gerek duymamışlardı.

Görevli birkaç kişi ise zaten Türk’tü. Ve gece yapılacak operasyondan haberleri vardı. FUTBOL OYUNU Türk pilotlar gruplara bölünerek hangarlara dağıldı. Çok ihtiyatlı davranıyorlardı. Motorları çalıştırdılar. Gecenin sessizliğini motor sesleri yırttı. Geriye zorlu bir aşama kalmıştı. Bu meydandan tayyareleri uçurmak zordu; pist çok kısaydı. Yine de planları gereği on gün önce; çukurlar ve tümseklerle dolu pisti onarmak için kurnazca plan yapmışlardı: Makinist Şakir, tayyare futbol takımı kurmuş, idmanlara başlamış, "Burada futbol oynamak çor zor" diye pistin çukur ve tümseklerini onarmışlardı. Plan eksiksiz uygulanıyordu. Başaracaklardı, başka çareleri yoktu. Yakalandıklarında biliyorlardı ki, sonları hiç iyi olmayacaktı. İlk havalanan 24 yaşındaki Pilot Kazım oldu. Gecenin karanlığında kaybolup gitti. Başarmıştı. Sırada 25 yaşındaki Pilot İsmail Zeki vardı. Pistin sonuna geldi; yükseldi; ama bu irtifa ona yetmedi. Tepeyi aşamadı. Çakıldı. Uçağı parçalandı. Arkadaşları tereddüt etti; yardıma gitmeli mi yoksa harekete devam mı etmeliydiler?

O sırada... Bir mucize oldu. Paramparça olmuş tayyareden İsmail Zeki ayağa kalkıp onlara doğru yürümeye başladı. Rahatladılar. Sıra 24 yaşındaki Pilot Vecihi’deydi. Birinci Dünya Savaşı’nda 7. Tayyare Bölüğü’nün pilotlarından biriydi. Bir Rus uçağını düşürmüştü. İçlerinde en deneyimli oydu. Tayyarenin geniş kanatları fazla ağırlığa rağmen kolayca yerden havalandı. Tam dar ve küçük meydandan ayrılmışlardı ki motordan kesik homurtular geldi. Tayyaresini havada tutabilmek için var gücüyle mücadele verdi. Olmadı, başaramadı. Tümseğe çarptı. Tayyare ateş aldı. Pilot Vecihi ve Müzeyyen Hanım hafif, makinist Eşref ağır yaralı olarak kurtuldu. Yardımlarına Bezmi yetişti. İstasyondan aldığı arabaya Eşref’i koydu ve hızla kayboldu. O sırada İngiliz askerler istasyona doluştu. Pilot Vecihi, İngiliz askerlere görünmeden tren garına koşup trene atladı ve gecenin karanlığına karıştı. İngilizlerin, "Buradan ancak sinek havalanır" dediği pistten üç tayyare havalanmış, ancak biri Maltepe’den uzaklaşabilmişti.

MAHKÛM KIYAFETİYLE KAÇIŞ
İngilizler tüm aramalarına rağmen Türk pilotların izini bulamadı. Pilotlar hakkında bilgi getirenlere para ödülü verileceğini bile açıkladı. Türk pilotlar her yerde aranırken onlar yeni bir kaçış planı yaptı. Bu arada tayyare kaçırmak isteyen bir başka grubun daha varlığını öğrendiler. Güç birliği yaptılar. Pilot Fazıl, Pilot Emin Nihat, Pilot Muhsin, Pilot Hayri, Pilot İhya ekibe katıldı. Artık İngilizler tayyarelerin kaçırılmaması için sıkı önlemler almıştı. İstanbul’dan tayyare kaçırmak güçtü. Bir nefer olarak ulusal güçlere katılmaya karar verdiler; Anadolu’daki hurda tayyareleri onararak savaşmak için sabırsızlanıyorlardı. 15 Haziran 1920 İngilizler, "tehlikeli" Türk tutukluları genellikle Selimiye Kışlası’nda tutuyordu. Pilotlar tebdili kıyafet giyerek, tutuklular ve onların başındaki Osmanlı askerleri gibi Harem’den küçük bir istimbota doluşup Marmara’ya açıldılar. Sağ salim Mudanya’ya geldiler. Bursa, Eskişehir üzerinden hava istasyonu bulunan Konya’ya ulaştılar.

Türk pilotların kaçtıklarını öğrenen İngilizler, 24 Haziran’da Maltepe’deki tüm uçakları yaktı. Osmanlı hava kuvvetlerini lağvetti. Türk pilotlar, İngilizleri çıldırtmıştı. İLK ŞEHİT PİLOT Çeşitli yerlerden kaçıp binbir güçlükle Anadolu’ya gelen pilotlar, Konya’da buluştu. Burası Birinci Dünya Savaşı’nda transit merkeziydi. Askeri depolarda Filistin Cephesi’nden kaçırılan hurda 17 tayyare vardı. Tayyareler uçamayacak kadar kötüydü. Bir avuçtular. Yılmadılar; gece gündüz sürecek zorlu çalışmaya giriştiler. Yedek parça sıkıntısı tayyarelerin faal duruma getirilmelerini son derece güçleştiriyordu.

Örneğin, o dönemde bez kaplı uçakların dış etkenlerden muhafazasını sağlayan emaye elde yoktu. Patates, paça, yumurta akı gibi jelatinli maddeler kaynatıldı ve bu garip terkiple tayyarelerin bezleri gerdirilmeye çalışıldı. Ancak yağmurda bezler sarktı ve uçuşta hep parçalandı. Tayyareleri uçuracak benzin ise Rusya’dan, İtalya’dan kaçırılarak at, eşek sırtında getiriliyordu. Pilotlar aralıksız büyük bir azimle çalışırken, Konya’da bir gerici ayaklanmayla karşı karşıya gelindi. İngilizler ve Saray’la işbirliği içinde olan Zeynelabidin ve kardeşleri, Konya’daki Delibaş Mehmet ve 500 adamını ulusal güçlere karşı kışkırttı. Ulusal savaşta ilk şehit pilot, Konya’daki bu gerici ayaklanma sırasında verildi.

Birinci Dünya Savaşı’nda bir kurşun yarası bile almayan Pilot Üsteğmen İbrahim Ethem, Konya istasyonunu savunurken 3 Ekim 1920’de gericiler tarafından şehit edildi. Pilotlar gericilere karşı tayyarelerini korurken ellerinde silahları bile yoktu. Zorlu mücadele sadece ülkeyi işgal eden düşmana karşı değil, yerli işbirlikçileri gericilere karşı da veriliyordu. Tüm bunlara rağmen pilotlar, makinistler bazı tayyareleri çalışır hale getirdi. Ulusal güçlerin elinde çalışabilir halde sadece 8 tayyare vardı. Yunanistan ise 75 uçağa sahipti. İLK UÇUŞ, İLK ZAFER 15 Ağustos 1920. İstiklal Savaşı’nda ilk uçuş yapıldı. 23. Tümen Komutanı İzzettin (Çalışlar), Kula ve Alaşehir civarının havadan keşfini istedi. Pilot Astsubay Vecihi, sabah 08.00’de havalandı. Havalandı havalanmasına ama tayyare pek itimat vermiyordu. Motor arızalı, kanatları hurdaydı. Zaman geçtikçe tayyarenin bir parçası yerinden fırlamaya başladı. Radyatörler su damlatıyordu. Pilot Vecihi yine de kararlıydı. Dönmeyecekti. Görevini kusursuz yerine getirecekti. Keşif için havalanmıştı ama Alaşehir tren garında Yunan kuvvetlerini görünce irtifasını/yüksekliğini 600 metreye kadar indirdi. Yunan askerleri, Türklerin çalışır tayyaresi olduğuna ihtimal vermiyordu. Bu nedenle Türk uçağını kendilerinden sandılar. Yanıldılar. Pilot Vecihi bu fırsatı kaçırmadı. Ardı ardına iki bomba attı. Yunanlılar bozguna uğradı. Pilot Vecihi uçağı 50 metreye kadar indirdi ve makineli silahla Yunan askerlerini taramaya başladı; mermisi bitene kadar...

Sonra geldiği gibi döndü. Yunanlılar, Türk pilotun bu ucube tayyareyle nasıl uçtuğuna hiç akıl erdiremedi. Alaşehir hava saldırısı, Türk hava kuvvetlerinin Kurtuluş Savaşı’ndaki ilk zaferi oldu. Bunu diğerleri takip etti. Pilot Rıdvan ve Pilot İhya Pilot Rıdvan (1897-1930) ve Pilot İhya (1896-1934), Kurtuluş Savaşı’nda pilot olarak görev yaptılar. Savaştan sonra Avrupa’da sivil havacılıkta çalıştılar. Pilot Rıdvan, 1930 yılında İtalyan Areo Espresso havayolunda çalışırken yakalandığı bir fırtınadan kurtulamadı, denize düştü. Cesedi bulunamadı. Pilot İhya ise Avrupa’da çeşitli firmalarda pilotluk yaptı. 1934 yılında Bulgaristan’da bir dağa çarparak vefat etti. İlk özel hava şirketini kurdu Pilot Vecihi (1896-1969). Kurtuluş Savaşı’nın ilk ve son uçuşunu o yaptı; İzmir hava sahasına inen ilk pilot oldu. Sadece Türk havacılığı değil Türkiye tarihinin en müstesna isimlerinden biriydi. İlk sivil havacılık okulunu açtı. İlk özel havayolu şirketi "Hürkuş"u kurdu.

16 Temmuz 1969’da Gülhane Askeri Akademisi’nde hayata gözlerini yumdu. İstiklal Savaşı’nın kahraman pilotları Yunan uçaklarıyla savaşmak için, arızalı olduğunu bile bile tayyaresine binen Pilot Üsteğmen Yemenli Fehmi, kalkışta uçağının düşmesi sonucu 24 Mart 1921’de şehit oldu. Pilot eğitimini Almanya’da almıştı. Ne ilginçtir; 1974 yılında Kıbrıs’ta şehit düşen pilotun adı da Fehmi (Ercan) idi. Lefkoşa’daki Ercan Havaalanı bu şehidin adını taşımaktadır. 13 Ağustos 1921’de Sakarya Savaşı öncesinde keşif yaparken tayyarelerinin havada ateş alması sonucu iki pilotumuz Behçet ve Pilot Üsteğmen Süleyman Sırrı şehit oldu. Süleyman Sırrı hava fotoğrafçılığında çok muvaffak olmuş değerli bir gözlemciydi; Foto Şube Müdürü’ydü. İlk Yunan uçağı, 1 Eylül 1921’de Pilot Üsteğmen Hasan Basri ve Astsubay Vecihi tarafından düşürüldü. Çok iyi bir atıcı olan Hasan Basri’nin bu düşürdüğü ikinci uçaktı. Birinci Dünya Savaşı’nda Irak’ta bir İngiliz uçağı daha düşürmüştü. 27 Haziran 1922’de Afyon-Seyitgazi bölgesinde keşif yaparken tayyarelerinin arızalanması sonucu mecburi iniş yapan Türk pilotları Küçük Fehmi ve İhsan, uçak Yunanlıların eline geçmesin diye tayyarelerini yakarken yakalanıp esir düştüler. Küçük Fehmi, 1928 yılında İstanbul’da uçağının düşmesi sonucu hayatını kaybetti. 25 Temmuz 1922’de Afyon üzerinde keşif yapan Türk pilotlar Teğmen Cemal ve Ahmet Bahaaddin idaresindeki tayyare Yunanlılar tarafından düşürüldü, pilotlarımız şehit oldu. Astsubay Cemal, Birinci Dünya Savaşı’nda Irak cephesinde bir İngiliz uçağını düşürmüştü. 20 Ağustos 1922’de 4 Yunan keşif uçağı düşürüldü. Uçağa İsmet İnönü’nün adını verdiler Pilotlar Sıtkı, Kenan, Muhsin, Vecihi ve Behçet, İnönü Savaşı’nda gösterdikleri kahramanlıklardan ötürü mükáfat aldılar. Onlar için en büyük ödül Garp Cephesi Kumandanı Mirliva İsmet Bey’in şahıslarına gönderdiği şu telgraftı: "İnönü Meydan Muharebesi muzafferiyetinin amillerine, topçularla tayyarecilerime hassaten selam ve teşekkür ederim." Birkaç ay sonra pilotlar da komutanları İsmet Bey’e bir jest yaptı. Yunanlılardan ele geçirilen keşif tayyaresine "İsmet" adını verdiler! Motorları havadayken durdu 27 Ocak 1923 günü Türk Hava Kuvvetleri, en değerli pilotunu kaybetti. Pilot Binbaşı Fazıl ve deniz astsubayı Emin, eğitim uçuşuna çıktılar. Uçağın motoru havada durdu. Mecburi inişe geçtiklerinde yere çakıldılar.

Kurtuluş Savaşı’nın kahraman pilotu Fazıl, Türk pilotlarının idealiydi. 1918’de İstanbul semalarında 5 İngiliz uçağını; 1921’de 7 Yunan tayyaresini tek başına püskürtmeyi başarmıştı.