Bulgar Yazıtları
Aşağıdaki metin seslendirilmiştir. Seslendirme otomatik olarak başlamaktadır.Kontrol için sayfanın sol üst köşesindeki butonu kullanabilirsiniz. Bu seslendirme izinsiz olarak kullanılamaz.
Humara Şehri
Bulgar Türkleri "agul" (avul) adını verdikleri, büyük blok taşlardan inşa edilen müstahkem şehirlerde yaşarlardı. Bunun en güzel örneklerinden biri de Karaçay'daki eski "Humara" müstahkem şehridir. Bulgar Türklerinden kalmış olan eski Humara şehri 20 hektardan fazla bir alanı kapsamaktadır. Humara şehri eskiden çevresi blok taş duvarlarla çevrili ve dokuz kulesi olan bir kale-şehirdir.[78] Eldeki bilgilere göre bu şehrin, Kafkasya Bulgarlarının ve Hazar Hakanlığının askeri, siyasi, kültür ve iktisadi merkezlerinden biri olduğu anlaşılmaktadır. Humara müstahkem şehrinin inşa tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte VIII. yüzyılda Arapların Kafkasya saldırılarına karşı Bulgar ve Alanlar tarafından inşa edildiği tahmin edilmektedir.
Bulgar Yazıtları
1960-1962 yıllarında Karaçay'daki eski Humara şehri kazı çalışmaları sırasında Kök-Türk yazısına benzeyen runik karakterde yazılı taşlar bulunmuştur. İlk olarak 1962 yılında A.M.Şçerbak bu yazıtların Don ve Talas yazıtlarıyla olan benzerliğini açıklayarak Humara yazıtlarının Batı Türklerine ait özel bir runik alfabeyle yazılmış olduğunu ileri sürmüştür. 1963 yılında V.A. Kuznetsov ise Humara yazıtlarının, Kuzey Kafkasya'da geniş bir alana yayılmış olan eski Yunan kitabelerinden çok farklı bir dil ve yazı sistemiyle yazılmış olduğunu ve bu yazıtların Orhon-Yenisey yazıtlarıyla büyük benzerlik gösterdiğini söylemiş, Humara kitabelerinin şüphe bırakmayacak şekilde bunların eski Türk yazısı olduğunu ileri sürmüştür. Böylece bu iki bilim adamının çabalarıyla Humara yazıtlarının varlığı dünya bilim alemine duyurulmuştur.
Daha sonra Humara yazıtlarına ilgi artmış, çok sayıda bilim adamı bu yazıtları çözme çalışmalarına başlamışlardır. G.F. Turçaninov, Humara yazıtlarının Çerkes veya Osetlerin atalarından kalmış olabileceğini ileri sürmüş fakat onun bu yazıtları Çerkes ve Oset dilleriyle çözme çalışmalarının tümü başarısızlıkla sonuçlanmıştır. M.A. Habiç ise bu yazıtlardan birkaçını başarılı bir şekilde çözmüş ve bunların Türk dilli Alanlara ait olduğunu ileri sürmüştür. Nihayet, S.Y. Bayçora yıllarca sürdürdüğü çalışmalarıyla, Karaçay-Malkar topraklarında bulunan; Humara, Arhız, Sutul, Ahmat-Kaya, İnal, Gınakızı, Temirtüz, Sarıtüz, Tokmak-Kaya, Ishavat, Ullu-Dorbunla, Kalej, Teşikle, Bitikle, Ak-Kaya bölgeleri ile yine Kafkasya'da Koban ve Terek ırmakları arasında geniş bir alanda yayılmış olan yazıtlardan 74 tanesini çözerek bütün bu yazıtların Bulgar Türklerine ait olduğunu delilleriyle ortaya koymuştur. Arkeolog H.H. Bici de bu yazıtların Bulgar Türklerine aitliğini kabul etmiştir. Bu yazıtların bir tanesinde "Asla Türk oluduğunuzu unutmayın" şeklinde bir ibareye rastlanmıştır. Fakat yazıttaki ibare tam olarak aydınlatılamamıştır.
S.Y. Bayçora vardığı sonuca göre Humara ve Kuzey Kafkasya'nın birçok bölgesinde bulunan yazılı taşlarda kullanılan dilden, Kafkasya Bulgarlarının "d", "c", "dz" ve "ara-ortak" olmak üzere dört şivede konuştuklarını söylemektedir. Hasavut bölgesindeki bazı yazıtlar ise iki ayrı Türk lehçesi ve iki ayrı alfabeyle kazınmıştır. Bunların birincisi Kafkasya Bulgar Türkleri'nin harfleriyle, ikincisi ise eski Uygur Türkleri harfleriyle yazılmıştır.[81] S.Y. Bayçora, Kafkasya Bulgar yazıtları alfabesi ile Tuna Bulgar, İtil-Don, Sekel, Orhon-Yenisey yazıtlarında kullanılan alfabelerin karşılaştırmalı çizelgesini hazırlamıştır.[82] Bu çizelgede, Kafkasya Bulgar yazıtlarında kullanılan alfabenin diğerlerine çok benzediği, hatta harflerin çoğunluğunun birbirlerinin aynısı olduğu görülmektedir.